17 Aralık Operasyonu`nun Arkasındaki Ülkelerden Biri

Öğr. Gör. Ahmet Yaşar ZENGİN

10-02-2014 07:00


7 Aralık bir darbe girişimi midir?  Gerçekten de yolsuzluk var mıdır? Bu iki soru, kafamı oldukça meşgul etti. Yolsuzluk affedilir bir icraat değildir. Mutlaka yolsuzluk yapanlar, ortaya çıkarılmalıdır. Ve kul hakkı yemenin ne demek olduğunun anlatılması gerekir. Yolsuzluğu ört bas etmek de bir nevi yolsuzluktur. Kul hakkıdır… Çeşidi ne olursa olsun, yolsuzluk yapanlara hiçbir zaman hakkımı helâl etmiyorum…

1960 ihtilali, 1971 muhtırası, 1980 darbesi, 28 Şubat Post Modern Darbesi ve 17 Nisan kararları ve gezi olaylarını analiz ettiğim zaman 17 Aralığın da bir darbe girişimi olabileceğini düşünüyorum. 

Gezi olaylarında duvarlara “zulüm 1453’de başladı” diye yazıldı. Gezicilerin sözcüsü, Yavuz sultan Süleyman Köprüsünün, üçüncü hava limanının, tünelin ve Marmara – Karadeniz hattı inşaatlarının, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’tan durdurulmasının istenmesi, milli bir duruş olmadığını kabul ederek gezi olaylarının bir darbe provası olabileceğini düşünmüyor değilim. 17 Aralık operasyonun söz konusu ihaleleri alanların sorgulanmak istenmesi ve mal varlıklarına el konması da milli bir icraat olmadığını akla getiriyor. Yukarıda ifade ettiğim söz konusu parçaları bir araya getirdiğim de Türkiye’yi bir abluka altına almak ve mevcut istikrarı bozmanın gayretleri açık ve net ortada. 

Bunların arkasında İsrail’in, Yahudi Lobilerinin, İngiltere’nin, ABD’nin ve Fransa’nın olduğunu hep düşündüm. Ama Araştırmacı, tarihçi ve yazar kimliklerin taşıyan Kadir Mısırlıoğlu 17 Aralık operasyonun arkasındaki ülkeyi açıkladı. Gerçi Mısırlıoğlu’nun açıkladığı ülkeyi ben de arkadaşlarımla paylaştım ama inandıramadım. Bu nedenle yazmaya cesaret edemedim. Şimdi Mısırlıoğlu’nun yazsından alıntı yaparak yukarıda ifade ettiğim söz konusu ülkelerden birinin kim olduğunu tanıyalım…


Mısıroğlu: Operasyonda İlk Düğmeye Basan Ülke


“Tarihçi, Yazar Kadir Mısıroğlu 17 Aralık operasyonunda bilinmeyenleri, anlatılmayanı anlattı. Daha önce kimsenin bahsetmediği ilk düğmeye basan ülkeyi açıkladı. 

….

“İran’a ambargo konmuştu. Bu ambargoyu ABD’den korkmayarak delen tek ülke Türkiye olmuştu. Halk Bankası’nı bu işe me’mur etti. Bu işten İran kazandı, sıkıntıdan kurtuldu ve Türkiye kazandı, netice de ticaret.

İran; Abd ile husumeti devam ederken, Türkiye’nin para kazanmasına râzı oldu. İran; Türkiye’nin dinen veya iktisaden belini doğrultmasını istemez. Çünkü liderliği kaptırır.

ABD; şimdi hesap değiştirdi. Baktı ki; İran’ın Yahudi aleyhtarlığı uydurma! Aslı faslı yok. Onun için sen bu işi silah noktasına getirme, ben de ambargoyu kaldırayım dedi. İran ve ABD anlaştılar.

ABD; İran’a hibe verdi. İran bu parayı alıp, Türkiye ile alışverişe ihtiyacı kalmayınca, ticaret bağını ortadan kaldırmak istedi.

Çünkü Türkiye’de kazanıyordu. İran’ın eli mahkûmken bunu yaptı ama Türkiye’nin bu işten menfaat sağlamasından rahatsız oldu.

İran ve Türkiye’nin ticari yakınlaşması ise şöyle olmuştu. Bizim istihbarat İran’daki 10 tane İsrail ajanını tespit etti.

İran’a bunları haber verdi ve İran; İsrail ajanlarını hapis etti. Bunun neticesi yakınlaşma oldu ve ticaret başladı.

İran mali sıkıntıdan kurtuldu ama Türkiye’de çok para kazandı! Bu işten rahatsız oldu. Bu işi tersine çevirmek için kendi gücü yetmezdi.

……………………

İsrail’e dedi ki; senin “One Minute”dan dolayı bir intikam alman lazım. Bu işi kullanabilirsin! Yoksa bu işlerin ortaya çıkacağı yoktu!

Halk Bankası’nda olan iş İsrail’e haber verilince, sadece bu işin gürültüsü yetmez diye pek çok dosyayı da eklediler!

Çünkü onlarda bakan çocukları vs. vardı. Hepsini birleştirdiler, hükumete yüklendiler.

Operasyonda ilk düğmeye basan: İran’dır! Dikkat edin ABD ile anlaştıktan sonra 17 Aralık hadisesi patlak verdi!

……………………………..

İran’daki ayağını İran hapse tıktı. Ambargoyu kırıp ticaret yapan tüccarını da onlar hapse attılar!

Bu; Türkiye’deki işe ben de taraftarım demektir! Buradaki ayağını da ben hapse atıyorum demektir!

Hâlbuki biz onlara İsrail ajanlarını haber vermiştik. Neticede ne çıkıyor ortaya: Tarihi husumet, Türkiye iktisaden güçlü olmasın! Dinen de güçlü olmasın! Kemalizm ile yürümesi İran için daha iyidir.

İran; biz Türkler, İslam’ı kabul edene kadar Dünya’nın en büyük iki devletinden biriydi. Bizans ve Sasani!

Türkler; İslam olduktan sonra, atlarının ilk çiğnedikleri topraklar İran ülkesi olmuştur. Ve 1926′ya kadar İran’ı hep Türkler idare ettiler. İran bu sebeple, Türklere ve Türkiye’ye düşmandır. Şia; Acem ırkçılığıdır. Acemlerin İslam Alemi’ne baş olma davasıdır!..

İran; Türkiye’deki Alevi’leri de kullanmak istiyor. Kum şehrine Alevi dedelerini götürüp eğitiyor ve Şia propagandası için geri gönderiyor.

İran; Şia davası ile asırlardır lider olmayı denedi ve başaramadı, O’nun için Türkiye’nin Sünni olarak güçlenmesini asla istemez!

İran; Sünni bir Türkiye ile mücadele edemez, O’nun için Türkiye’nin Kemalist veya Laik olmasını tercih ederler. Onlar için makbuldür. İslam; Türkiye’de kurulduktan sonra, İran’ın yapabileceği hiçbir şey yoktur! Ama Laik bir Türkiye ile mücadele edebilir.

Bugün içinde bulunduğumuz kargaşa İran’ın tarihi kininin neticesi olan bir husumettir.”  Saygılarımla…

YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Diğer Yazıları
1
Burak Tahir Bilici
Mevlüt Yiğit
Öğr. Gör. Ahmet Yaşar ZENGİN