Dershaneler ve Kanaat Önderleri

Öğr. Gör. Ahmet Yaşar ZENGİN

09-12-2013 07:00


Son zamanlarda bir şeyler oluyor Türkiye’de... Taraflar tartışıyor, bağırıyor, ortalık karışıyor. Gezi olayları, Ortadoğu üniversitesinin yol yaptırmak istemeyişi,  sonu belli olmayan bir kargaşa ortamı hazırlanıyor. Şimdi de buna Ak Parti ve Cemaat tartışması ile dershanelerin kapanıyor olarak takdim edilmesi ortalığı iyice gerdi…  Gerçi ifade ettiğim olayların zuhur etmesi, demokrasinin kurallarındandır. Ama demokrasi kurallarını yerine getireyim derken “devleti” zayıf duruma düşürmemek için çok hassas davranmalıyız.

Ortalığı karıştıranlar ve kargaşa ortamını hazırlayanlar,  çatışma içine soktukları insanları, gurupları, bıyık altından gülerek seyrediyor… Seyreden kişiler veya guruplar,  çatışan gurupların tam olarak birbirini yok etmesini istemiyor ama çok güçsüz, halsiz düşmelerini de istiyor. Çünkü çatışan taraflar güçsüz düşerse, seyreden gurup, ipin ucunu eline almayı düşünüyor ama milletin de devletin de zarar görebileceğini düşünmüyor. 

Beğenelim beğenmeyelim devletimiz, idare konusunda koalisyon dönemlerinden uzaklaşıp bir istikrara kavuştu. İnsanlar, istediği şekilde istediği yerde okuyabiliyor. Her türlü sermaye, işine devam ediyor. Artık ülkemiz, kendi uçağını, vapurunu, silahını yapabilecek duruma geldi. Doğu ve Güney doğu da cenazeler gelmez oldu. Kürt vatandaşlarımız da birazcık nefes aldı. Çünkü PKK’nın öldürdüğü insanların %80’ni Kürt vatandaşlarımızdır.


Kısacası istikrarı yakaladık. Büyüklerimiz “en kütü istikrar, en iyi koalisyondan çok çok iyidir.” Derdi. Şimdi istikrarı yok edecek davranışların hepimize büyük zararları vardır. Geçmişte de 33 sene devleti idare eden Abdül Hamid’e batıdan saldırılar yapıldı. Batılılar, Abdül Hamid’i tahtan indiremeyince yerli saldırganlar ürettiler. Yerli saldırganların bazıları çok masum, temiz ama farkında olmadan Abdül Hamid’in gidişini de kolaylaştırdı. 


Geçmişte ittihatçılar, Abdül Hamid’e başkaldırdılar. Gerekçe İstanbul’u, düşman işgalinden kurtarmak. Abdül Hamid, ittihatçıların masumane hareketlerinin perde arkasında birilerinin olduğunu anlar. Abdül Hamid ittihatçılara hitaben:

  

-Yapmayın, koltuğu vereyim. Yeter ki yakıp yıkmayın…

-Hayır, biz İstanbul’u kurtaracağız derler. AbdülHamid

-İstanbul işgal altında değildir, İstanbul yerinde duruyor. Gelin bu işten vazgeçin!...


Abdül Hamid’i dinlemeyen ittihatçılar, İstanbul’u yerle bir ederler. Sonunda Avrupa gelir İstanbul’u imar etmek için ihaleyi kazanır ve dünyanın parasını alıp götürür. İttihatçılar oyuna geldiklerini anlarlar ama iş işten geçmiştir. Bugün Irak’ta olduğu gibi… 


Yahudi Emanuel Karasu, Abdülhamit’ten, bugünkü Filistin topraklarını istemiş.  Abdülhamit vermemiş. Bunu üzerine Yahudi Emanuel Karasu, ittihat ve terakki cemiyeti ile birlikte çalışmış ve Abdülhamid’i tahtan indirmişler. Abdülhamid’i tahtan indiren komisyon içinde Yahudi Emanuel Karasu da vardı. Komisyon,  Abdülhamid’i Selanik’teki bir hapishaneye koyarak istikrarı bozmuşlar. Arkasından balkanlar ve orta doğudaki topraklar birer birer gitmiş… 


Bu konuda Mahir Kaynak’ın yazmış olduğu bir yazıyı sizlerle paylaşmak istiyorum.

“…

1 Mayıs’ta güvenlik güçlerine karşı yöneltilen eleştiriler haklı olabilir ya da yönetim karşıtı olanlar iktidarı yıpratmak için bireysel olumsuzlukları genelleştirmiş olabilir. Ancak olayın en olumlu yanı taraflardan birinin devlet olmasıdır. Eğer yanlış bir uygulama varsa devlet olabildiğince eleştirilir ve eleştirilmelidir. Ama devletin görevini üstlenmek isteyen vatan kurtarıcılarına asla izin verilmemelidir. Devletin yapamadığını yapma iddiasında bulunanlar, birey olarak, yaptıklarını doğru sayabilir ve gerçek bir vatansever olabilir. Ama onların arkasındaki güç devleti etkisiz hale getirmek istemektedir. 

Hayatım her türlü olumsuzluğu ve dışlanmayı göze alarak devletin politikalarını eleştirmekle geçti. Ama hiçbir zaman devletin yerine başka bir gücü ikame etmeyi düşünmedim. Devletsiz bir halkın akıbeti, Irak’ta olduğu gibi, ölüm tarlalarının ürünü olmaktır.” 

Dershanelerin mutlaka ıslah edilmesi gerekir ama dershanelerin kapanması doğru bir davranış değildir. Çünkü dershanelerden ekmek yiyen insanların hakkı vardır, bedduası vardır... Hele bu insanların piyasada borçları da var ise… Dershanede çalışan öğretmen, idareci ve yardımcı personele iş garantisi vermek suretiyle bir sonuca gidilmelidir. 

Bazı medya mensupları “ iki testiden biri kırılacak” sözünün uygulamasına alet olmak, koalisyon dönemlerine geri dönmektir. Koalisyon dönemlerine geri dönmek demek, bütün kazanımları heba etmek anlamına gelir. Bu kaybetmenin vebali çok büyüktür. Onun için orta yolun muhakkak bulunması gerekir.

Aklıselim insanların, yazarların, aydınların ve kanaat önderlerin,  her zaman kardeşliği yüceltmek, barışın devamını sağlamak, istikrarı yok edecek davranışları engellemek,  kardeşlik hukukunu geliştirmek gibi önemli görevleri vardır. Yalan yanlış bilgilerle amel edilmeyeceğini, bunlar üzerinden hüküm verilmemesi gerektiğini herkes bilmelidir. Daha önemlisi istikrarın bozulmasını engellemeyen herkes vebal altındadır…  Saygılarımla…   


YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Diğer Yazıları
1
Burak Tahir Bilici
Mevlüt Yiğit
Öğr. Gör. Ahmet Yaşar ZENGİN