Hemen tanırım onları, nerede görürsem göreyim.

Mevlüt Yiğit

15-08-2011 07:00


Hemen Tanırım onları

 

Hemen tanırım onları, nerede görürsem göreyim.

 

Sokakta yürürken gördüğümde hemen tanırım onları. Farklı bir yürüyüşleri vardır. Kendine güveni tam; bir hedefi, bir amacı olduğu duruşundan yürüyüşünden bellidir onların.

 

Bir alışveriş merkezinde görsem yine tanırım onları. Ya bir öğrenciye hediye alıyorlardır ya da gönlüne girmeyi düşündükleri arkadaşlarına…

 

Boş boş gezerken göremezsin onları.

 

Okumuşlardır. Okuyorlardır en azından. Ya da okuyanları dinlemişlerdir. Oradan gelen bir vakarları vardır.  Kibir denmez buna; ama her lafı da konuşmaya korkarsın karşılarında, bir yol bile soracak olsan sana gayet ciddi cevap verirler. Mütevazıdırlar aynı zamanda. Yolda bir yaşlıyla karşılaşsalar gönülden hürmet ederler.

 

Tramvayda, otobüste dolmuşta görsem yine tanırım onları. Laubali ve gevşek hareketler de göremezsin onlarda. Olgun bir insandan beklenen bütün insani meziyetleri üzerlerinde taşırlar. Vakarlarını görünce saygıdan kalkıp yer vermek istersin. Onlar da kibarca reddeder bu teklifi büyük bir olgunlukla.

 

Medeni cesaretleri yerindedir. Dolmuş şoförü küfürlü konuşsa polise şikayet etmekten çekinmezler  ‘neme lazım amaan banane’ demeden.

 

Hemen tanırım onları nerede görürsem göreyim. Kılık kıyafetleri temiz ve uyumludur, duruşlarında bir asalet vardır. Bir hedefleri olduğu, zihinlerini meşgul eden bir idealleri olduğu yürüyüşlerinden belli olur. Amaçsız boş boş gezinenlere benzemezler asla. Bazen bir elinde çanta, diğer elinde dizüstü bilgisayarları olur. Onları bu halde görünce dersin ki, onlar çağını takip etmiyor, sanki çağın önünden gidiyorlar da çağ onları takip ediyor.

 

Yalnız gezmezler. Genelde ikili üçlü dolaşırlar sokaklardaki tehlikelerden etkilenmemek için. Ama yalnız da olsalar asla dimdik ve edepli olmaktan hiç bir şey alıkoyamaz onları.

 

Okulda görsem yine tanırım onları, fark ederim diğerlerinden. Ya dersiyle meşguldür ya da bir şey anlatmakla sınıfındaki diğer arkadaşlarına. Kantinde, kafeteryada laubali hareketlerini göremezsin asla. Zamanlarını “boş” geçirmez, her fırsatta yararlı kitaplar okurlar. Ya da evrad-u ezkarı takip ettiklerini görürsün, kalabalıklar arasında bile, bir köşede…

 

Nerde görsem tanırım onları… Uluslararası bir havaalanında görsem de… Valizi elinde bir eğitim gönüllüsü olarak kim bilir hangi ülkeye uçmaya hazırlanıyordur. Gideceği, bilmediği ülkelerin insanına “hangi fazileti nasıl anlatırım”ın kurgusu zihnini meşgul eder daima. Ya da Kim bilir hangi ülkeye yıllar önce gitmiştir de sılaya dönüyordur. Sılaya kavuşmanın heyecanı ve ayrılığın hüznü vardır yüreğinde. Onların illa ki Türkiyeli olmaları şart değil ister Orta Asyalı ister Uzakdoğulu isterse Afrikalı olsun yine tanırım onları.

 

Etrafına manasızca bakındıklarını göremezsin onların. Ayçiçeği gibidirler; bir sahiplerine bakar yüzleri, bir de yere doğru... Yüzlerine bakmaya kıyamazsın. İlahi makyajın üstüne başka makyaja gerek bile duymazlar. Sadece saygı duyarsın o hallerine…

 

Hemen tanırım onları nerede görürsem göreyim. Hiç tanımadığım bir beldenin bir okulunda öğretmenlik yaptıklarını görsem yine tanırım. Derste yeterince ilgilenemediklerini düşündükleri öğrencisinin başını okşuyordur teneffüs arasında.

 

İş hayatında görsem yine tanırım onları. Yıllardır aldıkları eğitim ve terbiyeyle hak ederek kazandıkları işlerine odaklanmışlardır. Nerede çalışırlarsa çalışsınlar; postanede, vergi dairesinde, hastanede, bankada… İşlerini, görevlerini en pratik yoldan hallederler. İşini yaptırmak için gelen kişiler hem memnun kalırlar, hem de işlerinin dışında bir başka şey dikkatlerini çekmez.

 

Müstağnidirler… Çok zengin değillerdir aslında. Zengin olanları da zengin gibi yaşamaz zaten. Ama kimseye muhtaçlıkları da yoktur. Yanlarında sadaka verecek kadar bir para bulunur… Kimseye muhtaç olmamaya da gayret gösterirler. Zengin olmak değil, yoksulun hamisi olabilmek yeter onlara.

 

Hemen tanırım onları nerede görürsem göreyim. Onlar, insan merkezli medeniyetin gönüllüleridirler; gönül medeniyetinin gönüllü mimarlarıdır. 

 Hemen Tanırım Onları

 

Hemen tanırım onları, nerede görürsem göreyim.

 

Sokakta yürürken gördüğümde hemen tanırım onları. Farklı bir yürüyüşleri vardır. Kendine güveni tam; bir hedefi, bir amacı olduğu duruşundan yürüyüşünden bellidir onların.

 

Bir alışveriş merkezinde görsem yine tanırım onları. Ya bir öğrenciye hediye alıyorlardır ya da gönlüne girmeyi düşündükleri arkadaşlarına…

 

Okumuşlardır. Okuyorlardır en azından. Ya da okuyanları dinlemişlerdir. Oradan gelen bir vakarları vardır.  Kibir denmez buna; ama her şeyi de konuşmaya korkarsın karşılarında, bir yol bile soracak olsan sana gayet ciddi cevap verirler. Mütevazıdırlar aynı zamanda. Yolda bir yaşlıyla karşılaşsalar gönülden hürmet ederler.

 

Tramvayda, otobüste dolmuşta görsem yine tanırım onları. Laubali ve gevşek hareketler de göremezsin onlarda. Olgun bir insandan beklenen bütün insani meziyetleri üzerlerinde taşırlar. Vakarlarını görünce saygıdan kalkıp yer vermek istersin. Onlar da kibarca reddeder bu teklifi büyük bir olgunlukla. Gayet medenidirler ve medeni cesaretleri de her yerde kendini belli eder.

 

Hemen tanırım onları nerede görürsem göreyim. Kılık kıyafetleri temiz ve uyumludur, duruşlarında bir asalet vardır. Bir hedefleri olduğu, zihinlerini meşgul eden bir idealleri olduğu yürüyüşlerinden belli olur. Amaçsız boş boş gezinenlere benzemezler asla. Teknolojiden bilimden asla uzak değildirler. Zannedersin ki, onlar çağını takip etmiyor, onlar çağın önünden gidiyorlar da çağ onları takip ediyor.

 

Yalnız gezmezler. Genelde ikili üçlü dolaşırlar sokaklardaki tehlikelerden etkilenmemek için. Ama yalnız da olsalar asla dimdik ve edepli olmaktan hiç bir şey alıkoyamaz onları.

 

Okulda görsem yine tanırım onları, fark ederim diğerlerinden. Ya dersiyle meşguldür ya da bir şey anlatmakla sınıfındaki diğer arkadaşlarına. Kantinde, kafeteryada laubali hareketlerini göremezsin asla. Zamanlarını “boş” geçirmez, her fırsatta yararlı kitaplar okurlar. Ya da evrad-u ezkarı takip ettiklerini görürsün, kalabalıklar arasında bile, bir köşede…

 

Nerde görsem tanırım onları… Uluslararası bir havaalanında görsem de… Valizi elinde bir eğitim gönüllüsü olarak kim bilir hangi ülkeye uçmaya hazırlanıyordur. Gideceği, bilmediği ülkelerin insanına “hangi fazileti nasıl anlatırım”ın kurgusu zihnini meşgul eder daima. Ya da Kim bilir hangi ülkeye yıllar önce gitmiştir de sılaya dönüyordur. Sılaya kavuşmanın heyecanı ve ayrılığın hüznü vardır yüreğinde. Onların illa ki Türkiyeli olması şart değildir. İster Orta Asyalı, ister Uzakdoğulu, isterse Afrikalı olsun yine tanırım onları.

 

Etrafına manasızca bakındıklarını göremezsin onların. Ayçiçeği gibidirler; bir sahiplerine bakar yüzleri, bir de yere doğru... Yüzlerine bakmaya kıyamazsın. İlahi makyajın üstüne başka makyaja gerek duymazlar. Sadece saygı duyarsın onların bu hallerine…

 

Hemen tanırım onları nerede görürsem göreyim. Hiç tanımadığım bir beldenin bir okulunda öğretmenlik yaptıklarını görsem yine tanırım. Derste yeterince ilgilenemediklerini düşündükleri öğrencisinin başını okşuyordur teneffüs arasında.

 

İş hayatında görsem yine tanırım onları. Yıllardır aldıkları eğitim ve terbiyeyle hak ederek kazandıkları işlerine odaklanmışlardır. Nerede çalışırlarsa çalışsınlar; postanede, vergi dairesinde, hastanede, bankada… İşlerini, görevlerini en pratik yoldan hallederler. İşini yaptırmak için gelen kişiler gayet memnun kalırlar.

 

Müstağnidirler… Çok zengin değillerdir aslında. Zengin olanları da zengin gibi yaşamaz zaten. Ama kimseye muhtaçlıkları da yoktur. Yanlarında sadaka verecek kadar bir para bulunur… Kimseye muhtaç olmamaya da gayret gösterirler. Zengin olmak değil, yoksulun hamisi olabilmek yeter onlara.

 

Şöhretin zirve yaptığı yerde görsem yine tanırım onları. Başarılı olup kupa aldıklarında şımarmazlar. Elde ettikleri zaferleri vazifeleri imiş gibi algılarlar. Kahramanlar gibi karşılandıklarında da sadece şükür secdesine gitmeyi düşünürler. Müzikle sanatla uğraşıp zirveleri yakalasalar bile, sahnenin arkasına geçip günlük vazifelerini yerine getirirler. Zirve kolay kolay bozmaz onları…

 

Mahpus damında görsem yine tanırım onları. O kasvetli mekanın verdiği gerginlikle keskin bir bıçak gibi duran, her türlü kötülüğün içinden çıkıp gelmiş insanlarla muhatap olurken gayet olgundurlar. Parmaklıkların durduramadığı bu insanlar, onların munis davranışları karşısında bir mum gibi erir ve bir gönül insanı olurlar.

 

Öfkelendiklerinde bile tanırım onları. Ağızlarından galiz kelimeler çıkmaz. Yutkunurlar boğazlarına kadar gelen öfkelerini, “estağfirullah” çekerek. Asla karşısındakini küstürecek bir kelam çıkmaz ağızlarından.

 

Konuşurken, konuşma yaparken görsem tanırım onları. Herkesten önce ortaya atılıp lafa-söze karışmak istemezler. Ama iş başa düşüp konuşmak icap edince de bir hatip kesilip herkese dinletirler kendilerini.

 

Sadece ben tanımam onları siz de tanırsınız. Dost-düşman herkes tanır onları nerde görseler. Melekler de tanır onları hayret ve hayranlıkla, Rabbülalemine takdim ederler onların bu hallerini. Onlar gönül insanlarından başkası değildir. İnsan merkezli medeniyetin gönüllüleri, “Gönül Medeniyeti”nin gönüllü mimarlarıdırlar.  

YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Diğer Yazıları
1
Burak Tahir Bilici
Mevlüt Yiğit
Öğr. Gör. Ahmet Yaşar ZENGİN